TRT World Forum 2020’de, Libya krizi ve Doğu Akdeniz tartışıldı

Türkiye’nin Prag Büyükelçisi Egemen Bağış, Türkiye ve Libya arasındaki ilişkilerin “ortak mirasa” dayalı olduğunu belirterek, “Libya halkının meşru temsilcileri istediği müddetçe Libya’da kalmaya devam edeceğiz.” dedi.

Bağış, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolas Meyer-Landrut, Libyalı siyasetçi Mustafa Ebu Şagur ve İngiltere’nin eski Libya Büyükelçisi Peter Millett ile “Pandemi Sonrası Dünyada Uluslararası Düzen ve Değişen Dinamikler” başlığıyla 4’üncüsü çevrim içi gerçekleştirilen TRT World Forum 2020’de, “Doğu Akdeniz’de Enerji ve Güvenlik ve Libya Savaşı” başlıklı oturumda konuştu.

Türkiye ile Libya’nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde meşru hükümeti arasındaki ilişkilerin ana temelinin “ortak miras” olduğuna işaret eden Büyükelçi Bağış, şunları söyledi:

Bunlar da ilginizi çekebilir

“Libyalılar, bağımsızlık savaşında ve 1974’te Kıbrıs’ta yaşadığımız sıkıntılarda Türkiye’nin yanındaydı. Türk halkı Libya’dan aldığı desteği hiçbir zaman unutmayacak. Onlar da güvenlik ve istikrarları için desteğe ihtiyaç duyduklarında Türkiye bundan yüz çevirmeyecek. Biz onların daveti üzerine Libya’dayız ve Libya halkının meşru temsilcileri istediği müddetçe Libya’da kalmaya devam edeceğiz.”

Libya’nın önemli bir enerji kaynağı avantajına sahip olduğunu belirten Bağış, ülkede istikrarın hakim olduğu zamanlarda günlük petrol satışı gelirinin yaklaşık 500 milyon avro olduğunu hatırlattı.

Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Maalesef şu an (petrol üretimi) bu seviyelerde değil ve bundan asıl zarar gören de gelirlerini kaybeden Libya halkıdır. Ancak hiçbir Libyalı lider bizim Cumhurbaşkanlığımızın bahçesinde çadır kurmadı. Yani bizim ilişkimiz günlük ilişkilere dayalı değil. Onlar (Libyalılar), bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bizim siyasi kampanyalarımızı da finanse etmediler. Türk-Libya ilişkileri, ortak mirasa ve dayanışmaya dayalı eski ve tarihi bir ilişkidir.”

Konuşmasında Türkiye-AB ilişkilerini de değerlendiren Bağış, ikili ilişkilerde yaşanan problemlerin çoğunun, AB içindeki üyelik dayanışmasının suistimal edilmesi ve bazı üye ülkelerin dış politika amaçları için uyguladığı veto hakkı nedeniyle olduğunu kaydetti. Bağış, bu yolla Türkiye’ye baskı uygulandığına işaret etti.

Büyükelçi Bağış, Libya’ya insani yardım malzemesi taşıyan Türk bayraklı “ROSELINE-A” isimli ticari geminin 22 Kasım’da uluslararası hukuka aykırı olarak açık denizde durdurularak aranmasını da eleştirdi.

“AB zirvesinin hemen öncesinde, Frontex’e bağlı bir güvenlik teknesinin Yunan komutanı, Türkiye’nin itirazına rağmen Türk bayraklı bu gemiye çıkmaya karar verdi.” diyen Bağış, “Kör üyelik dayanışması, uluslararası hukukun ve AB’nin daha genel çıkarlarının üzerinde tutuldu.” ifadelerini kullandı.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Joe Biden’ın dış politikası hakkındaki bir soruya ise “Biden’ın Türkiye ile iş birliği halinde olacağına inandığı” şeklinde cevap veren Bağış, “Demokratların, Türkiye’nin Libya’daki barış projesine katılımını destekleyeceğini umuyoruz.” dedi.

“AB, bölgede gerilimin düşürülmesi için çağrı yaptı”

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolas Meyer-Landrut, AB’nin bugüne kadar Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşürülmesi çağrıları yaptığını belirterek, “AB’nin 1 Ekim’de tansiyonun düşmesi, zarar verici ve gerilimi artıran tek taraflı adımların bırakılması gerektiği, bu sayede AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde daha olumlu bir gündem oluşacağı yönünde beyan verdiğini” aktardı.

Bu aşamada, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ikili görüşmelerin başlatılmasını AB olarak önemli bulduklarını belirten Landrut, Kıbrıs meselesinde de BM çabalarına devam edilmesi gerektiğini ve çözümlerin ele alınacağı bir forum düzenlenebileceğini söyledi.

Landrut, AB ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konu ve diğer çok taraflı sorunların çözümü için tüm Doğu Akdeniz ülkelerinin katılımıyla bir konferans düzenlenebileceği çağrısı yaptığını hatırlattı.

Tek taraflı adımlardan kaçınılması halinde, Türkiye ve AB ilişkilerinin ilerleyebileceği bir atmosferin oluşabileceğini aktaran Landrut, Libya konusunda siyasi çözümü ve tüm ateşkes çabalarını, Berlin Konferansı’nın sonuçlarının uygulanmasını desteklediklerini dile getirdi.

Landrut, sınır konularında, kıta sahanlığında, münhasır ekonomik bölge başlıklarında AB’nin sürekli ikili görüşmeler ve çözüm çağrısı yaptığını anlatarak, Kıbrıs meselesinde BM’nin yaklaşımını desteklediğini ve tüm bölgeyi ilgilendiren meseleler için çok taraflılıktan yana olduğunu vurguladı.

AB’nin üyelik yapısı gereği doğrudan ara buluculuk rolü üstlenemeyeceğini dile getiren Landrut, ancak görüşlerin ele alınacağı tartışma ortamını sağlayabileceğini, bunun için de karşılıklı güven inşasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

-“Libya’daki çatışma henüz kalıcı biçimde sona ermedi”

Libyalı siyasetçi Mustafa Ebu Şagur da ülkesinin son 6-7 yılda sürekli politik değil “maalesef askeri bir çatışmaya sahne olduğunu” ifade etti.

Özellikle Halife Hafter’in bazı bölgeler tarafından silah, ekipman ve paralı askerlerle desteklenmesi sonucunda Trablus çevresindeki savaşın büyük bir hasara yol açtığına işaret eden Ebu Şagur, binlerce kişinin hayatını kaybettiğini, hastanelerin, altyapının yıkıldığını ve binlerce kişinin yerinden edildiğini vurguladı.

Ebu Şagur, Türkiye’nin Libya’daki hükümete desteği sonucunda bu saldırının sona erdirildiğini ve ateşkes anlaşmasının önünün açıldığını belirterek, ülkesine gelen paralı askerlerin pozisyonlarını koruduğunu, özellikle ülkenin merkez bölgelerindeki Rus güvenlik şirketi Wagner’e mensup paralı askerlerin yerlerinden ayrılmadığını, petrol tesislerinde beklediğini ve bu nedenle “Libya’daki çatışmanın henüz kalıcı biçimde sona ermediğini” aktardı.

ABD’de Donald Trump döneminde, Rusya’nın Libya’daki hakimiyetinin arttığına dikkati çeken Ebu Şagur, seçimleri kazanan başkan adayı Joe Biden yönetiminin Libya’yı öncelikleri arasında üst sıraya çekmesini ve krizin çözümüne olumlu katkı sunmasını umduklarını belirtti.

Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’in, krize çözüm için ocak ayında düzenlenen Berlin Konferansı’nı terk ettiğini hatırlatan Ebu Şagur, Hafter’in bu dönemde toplantının katılımcısı Fransa, BAE ve Rusya gibi ülkeler tarafından desteklendiğinin altını çizdi.

Ebu Şagur, Avrupa’nın Libya konusunda sadece “enerji ve düzensiz göç” başlıklarıyla ilgilendiğini belirterek, özellikle Fransa ve İtalya’nın birbirleriyle çatışan çıkarları nedeniyle ikisinin de son birkaç yılda zarar verici bir tutum takındığını söyledi.

Krize çözüm için devam eden diyalog görüşmelerinin bazı katılımcılarının Libya içinde karşılığı olmadığını savunan Ebu Şagur, “BM’nin seçtiği diyalog forumuna fiili bir yasama yetkisi vermesini doğru bulmadığını” aktardı.

Ebu Şagur, Türkiye’nin Libya ile ilişkisinin BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümetiyle olduğuna işaret ederek, bu hükümetin Hafter’in saldırısına karşı yaptığı çağrı karşılığında Libya’da varlık gösterdiğini vurguladı.

“Siyasi süreç, güvenlik ve ekonomi reformu ile entegre olmalı”

İngiltere’nin eski Libya Büyükelçisi Peter Millett ise Libya’da son dönemde devam eden siyasi diyalog görüşmeleri ve 23 Ekim’de Cenevre’de varılan kalıcı ateşkes anlaşmasının kırılgan olduğuna dikkati çekti.

Millett, diyalog sürecinin seyrini şöyle değerlendirdi:

“Son aylarda oldukça olumlu bazı adımlar atıldı. Ateşkes, siyasi görüşmeler ve petrol üretiminin artması gibi. Ancak bu ilerlemenin oldukça kırılgan olduğunu düşünüyorum. Ateşkes anlaşması henüz uygulanmış değil. Askerler geri çekilmedi. Yabancı savaşçıların da hiçbiri (ülkeden) ayrılmadı. Siyasi görüşmeler de şu anda yeni başkanlık konseyinin liderleri ve başbakanın kim olacağına yönelik isimler sorununda tıkanmış durumda.”

Geçmişteki gibi koordinasyonsuz işleyen siyasi barış girişimlerinden kaçınılması uyarısında bulunan Millett, uluslararası toplumun tüm desteğini BM’nin girişimlerine yöneltmesi gerektiğini vurguladı.

Millett, Libya için son derece önemli olan ulusal barış için güvenlik ve siyasi sürecin bağlantılı devam etmesi gerektiğinin altını çizerek, şunları söyledi:

“Ateşkes anlaşmasının iyi bir şekilde uygulanması sağlanmadan siyasi süreçten sonuç alınamaz. Suheyrat Anlaşması’nın sorunu da sadece siyasi kapsamda olmasıydı. Güvenlik ve ekonomi alanları eksikti. Siyasi süreci, güvenlik sektörü reformu ve ekonomi reformu ile bir araya getiren entegre bir çözüm gerekiyor.”

Kaynak: Anadolu Ajansı / Mücahit Aydemir

Tavsiye Edilen Yazılar